İşverenin yönetim hakkı, işyerinin verimli çalışması için gerekli emirleri verme yetkisini kapsayan bir yetki alanı olsa da bu hak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi ile sınırlandırılmıştır. İşveren, iş güvencesi kapsamındaki bir işçinin sözleşmesini feshederken geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Feshin son çare olması ilkesi gereği, işçinin başka bir pozisyonda değerlendirilme imkanı varsa fesih işlemi hukuka aykırı kabul edilir. İşyerinde 30 veya daha fazla işçi çalışması ve işçinin en az 6 aylık kıdeminin bulunması, bu korumanın temel şartlarıdır.
İşverenin yönetim hakkı hangi hukuki sınırlar içerisindedir?
Yönetim hakkı, işverenin işin yürütümü üzerindeki sevk ve idare yetkisini ifade eder. Ancak bu yetki, işçinin kişilik haklarını ve iş sözleşmesinden doğan kazanılmış haklarını ihlal edemez. İşveren, işin gerekleri doğrultusunda işçinin görev yerini veya tanımını değiştirebilir; fakat bu değişiklik iş sözleşmesinde esaslı bir değişiklik teşkil ediyorsa, 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi uyarınca işçinin yazılı onayını alması gerekir.
Yönetim hakkının sınırlarını belirleyen en önemli kriter, feshin keyfi değil, objektif ve doğrulanabilir bir nedene dayanmasıdır. İşletmesel kararların varlığı durumunda, işveren bu kararın işyerinde neden zorunlu olduğunu ve feshin kaçınılmaz olduğunu ispat etmekle yükümlüdür.
İşletmesel karar ile fesih arasındaki ilişki nasıl kurulur?
İşletmesel kararlar, işverenin işyerini daha verimli hale getirmek veya ekonomik zorunluluklar nedeniyle aldığı kararlardır. Bu kararlar, işverenin yönetim hakkı kapsamında değerlendirilir. Ancak bir işletmesel kararın varlığı, tek başına feshin geçerli olduğu anlamına gelmez. İşveren, aldığı kararın işgücü fazlasına yol açtığını ve bu fazlalığın başka bir yöntemle (örneğin fazla mesainin kaldırılması veya işçinin başka bir birime kaydırılması) giderilemediğini ortaya koymalıdır.
Örneğin, bir üretim tesisinde otomasyona geçilmesi bir işletmesel karardır. İşveren, bu teknolojik dönüşüm sonucunda işçinin pozisyonunun ortadan kalktığını kanıtlamalıdır. Eğer işçi, aynı işyerinde boş olan başka bir pozisyona yerleştirilebilecek durumdaysa, doğrudan feshe gitmek hukuka aykırı bir yönetim hakkı kullanımı olarak değerlendirilebilir.
İşe iade davası öncesinde arabuluculuk süreci nasıl işler?

İş güvencesi kapsamında olan ve iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde dava şartı olan arabuluculuğa başvurmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Arabuluculuk süreci, işçi ve işverenin bir araya gelerek uyuşmazlığı mahkeme dışı yollarla çözmeye çalıştığı bir aşamadır.
- Arabuluculuk başvurusu, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren 1 ay içinde yapılmalıdır.
- Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır.
- Dava şartı arabuluculuk, uyuşmazlığın hızlı çözümü için zorunlu bir aşamadır.
İş güvencesi kapsamı dışında kalan işçiler için durum nedir?
Her işçi işe iade davası açma hakkına sahip değildir. İş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmek için belirli kriterlerin bir arada bulunması gerekir. İşyerinde çalışan işçi sayısının 30’un altında olması veya işçinin 6 aydan az kıdeminin bulunması durumunda, işçi işe iade davası açamaz. Ayrıca, işveren vekili konumunda olan ve işyerini sevk ve idare eden kişiler de bu kapsamın dışındadır.
Bu kişiler, iş sözleşmelerinin haksız feshedildiğini iddia ederlerse, işe iade davası yerine genel hükümlere göre tazminat davası açabilirler. Bu durumda ispat yükü, feshin haksız olduğunu iddia eden işçiye aittir.
İş mahkemelerinde ispat yükü kime aittir?
İşe iade davalarında ispat yükü, kural olarak işverene aittir. İşveren, feshin geçerli bir sebebe dayandığını veya işçinin davranışlarının feshi zorunlu kıldığını somut delillerle ispat etmek zorundadır. İşçi ise, iş güvencesi kapsamında olduğunu ve fesih bildiriminin süresi içinde dava konusu edildiğini kanıtlamalıdır.
İşveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmekle yükümlüdür. Fesih bildiriminde sebep gösterilmemişse veya gösterilen sebep muğlaksa, feshin geçersizliği iddiası mahkemece daha kolay kabul edilebilir.
İşverenin yönetim hakkı kapsamında performans değerlendirmesi ve fesih
İşverenin yönetim hakkı, işçinin performansını denetleme ve işin niteliğine uygun standartlar belirleme yetkisini de içerir. Ancak performans düşüklüğüne dayalı bir fesih işlemi, yalnızca işçinin verimsiz olduğu iddiasıyla gerçekleştirilemez. İşveren, işçinin performansını objektif kriterlere göre ölçmeli, bu kriterlerin işçiye önceden bildirilmiş olması gerekmektedir. Performans düşüklüğü nedeniyle yapılan fesihlerde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren performansının nasıl bir seyir izlediği, işverenin işçiye gerekli eğitimi verip vermediği ve işçinin kapasitesine uygun bir görevde çalıştırılıp çalıştırılmadığı mahkemece denetlenir.
İşveren, performans düşüklüğünü ispat etmek için işçinin görev tanımına uygun işleri yapıp yapmadığını, işin teslim sürelerine uyumunu ve diğer çalışanlarla kıyaslamalı verilerini somut belgelerle ortaya koymalıdır. Performans değerlendirme formları, işçinin imzasını taşıyan uyarılar ve işin gerektirdiği teknik yeterlilik belgeleri bu süreçte temel delil niteliğindedir. İşçinin performansının düşük olduğu iddiası, işverenin yönetim hakkının bir parçası olsa da, bu durumun işçinin kusurundan mı yoksa işverenin organizasyonel eksikliğinden mi kaynaklandığı ayrımı hukuki denetimin merkezinde yer alır.
İş sözleşmesinin feshinde “son çare” ilkesinin uygulama sınırları
Feshin son çare olması ilkesi, işverenin yönetim hakkını kullanırken işçiyi işten çıkarmadan önce başvurabileceği tüm alternatifleri tüketmiş olmasını gerektirir. Bu ilke, işçinin iş güvencesinden yararlandığı durumlarda işverenin fesih dışındaki seçenekleri değerlendirme yükümlülüğünü ifade eder. Örneğin, işyerinde yaşanan ekonomik daralma nedeniyle bir pozisyonun kapatılması durumunda, işveren öncelikle fazla mesaileri kaldırmayı, işçiyi başka bir departmana kaydırmayı veya işçinin rızasıyla çalışma koşullarında değişiklik yapmayı denemelidir.
İşveren, feshin kaçınılmaz olduğunu kanıtlamak için işyerindeki boş pozisyonları ve bu pozisyonlara işçinin atanıp atanamayacağını somut verilerle sunmalıdır. Eğer işveren, işçinin yeteneklerine uygun boş bir pozisyon varken doğrudan fesih yoluna gitmişse, bu durum yönetim hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Mahkemeler, feshin son çare olup olmadığını incelerken işverenin işletmesel kararının gerekliliği ile işçinin işsiz kalması arasındaki dengeyi gözetir. Bu ilke, işverenin yönetim hakkını sınırsız bir yetki olarak değil, işçinin çalışma hakkını koruyan bir çerçeve içerisinde kullanmasını zorunlu kılar.
Sık Sorulan Sorular
İşveren tazminat ödeyerek işçiyi her zaman işten çıkarabilir mi?
Hayır, iş güvencesi kapsamındaki işçiler için sadece tazminat ödemek feshin geçerli olduğu anlamına gelmez. Geçerli bir sebep yoksa işe iade kararı verilebilir.
İşveren yönetim hakkını kullanarak işçinin görevini değiştirebilir mi?
İşveren işin gerekleri doğrultusunda değişiklik yapabilir ancak bu değişiklik iş sözleşmesinde esaslı bir değişiklik ise işçinin yazılı onayı şarttır.
İşe iade davası açmak için arabulucuya başvuru süresi ne kadardır?
Fesih bildiriminin işçiye tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurulması zorunludur.
İş mahkemesi kararlarına karşı hangi kanun yolu açıktır?
İş mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu açıktır; Bölge Adliye Mahkemesi kararları işe iade davalarında kural olarak kesindir.
