Alacaklılarla yapılandırma sözleşmesi, borçlu ile alacaklının mevcut borcun ödeme koşullarını yeniden belirlemek üzere karşılıklı rıza ile imzaladıkları yazılı bir hukuki belgedir. Bu sözleşme, tarafların serbest iradesine dayalı bir yeniden yapılandırma yöntemi olup, herhangi bir mahkeme onayı gerektirmeyen özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir.
Sözleşme Hazırlama Süreci ve Zorunlu Unsurlar
Yapılandırma süreci, tarafların mali durumlarını değerlendirerek yeni bir ödeme planı üzerinde müzakere etmeleriyle başlar. Sözlü anlaşmalar ispat güçlüğü yaratacağından, mutabık kalınan şartların mutlaka yazılı bir metne dökülmesi gerekir.
- Tarafların tam kimlik bilgileri ve vergi numaraları.
- Borcun kaynağını oluşturan temel belgelerin (fatura, çek, senet) tarih ve numaraları.
- Yeni ödeme planı; taksit sayısı, ödeme tarihleri ve faiz oranları.
- Taksitlerin ödenmemesi halinde uygulanacak muacceliyet hükümleri.
Sözleşmede borcun toplam tutarı ve ödeme takvimi net bir şekilde belirlenmelidir. İleride yaşanabilecek uyuşmazlıkları önlemek adına, sözleşmenin noter huzurunda yapılması veya en az iki şahit ile imzalanması ispat kolaylığı sağlar.
Uygulamada Karşılaşılan Hukuki Riskler ve Ayrım

Yapılandırma sözleşmesi ile icra takibi arasındaki farkın net bir şekilde gözetilmesi gerekir. İcra takibi alacağın cebri yolla tahsilini ifade ederken, yapılandırma sözleşmesi bu takibi durdurabilecek veya sona erdirebilecek bir sulh işlemidir.
Bir şirket, devam eden icra takibi kapsamında alacaklı ile borcun taksitlendirilmesi konusunda anlaşmıştır. Bu durumda, taraflar sözleşmeyi imzaladıktan sonra icra dosyasına sunarak takibin haricen tahsil veya feragat ile kapatılmasını talep edebilirler.
Sözleşme hazırlanırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, eski borcun sona erip ermediğine dair iradedir. Eğer sözleşme borcu tamamen yeniliyorsa, mevcut kefalet ve ipotekler rıza alınmadığı sürece geçersiz kalabilir. Bu riski bertaraf etmek için sözleşmeye mevcut teminatların aynen devam ettiğine dair hükümler eklenmelidir.
“Av. Mehmet Uğur BABUŞCU
Yapılandırma sözleşmelerinde en sık karşılaşılan hata, mevcut teminatların akıbetinin sözleşmede açıkça düzenlenmemesidir. Borçlu ve alacaklı arasındaki bu yeni ödeme planı, eski borcu sona erdirme niteliği taşıyorsa, kefalet veya ipotek gibi yan hakların devamı için üçüncü kişilerin rızasının alınması veya sözleşmeye bu yönde açık bir hüküm eklenmesi gerekir. Aksi takdirde, yapılandırma ile birlikte teminatların hukuki geçerliliği riske girebilir.”
İcra Takibi ve Sözleşmenin İcrası
Taraflar arasındaki yapılandırma sözleşmesi, kural olarak tarafların serbest iradesiyle kurulur ve herhangi bir mahkeme onayı gerektirmez. Ancak mevcut bir icra takibi varsa, imzalanan sözleşmenin icra dairesine sunulması gerekir.
Sözleşmenin icra dosyasına sunulması, takibi kendiliğinden durdurmaz. Alacaklının takipten feragat etmesi veya takibin durdurulmasını talep etmesi, sürecin hukuki sonucunu belirler. Bu noktada, konkordato gibi mahkeme denetiminde yürütülen ve tüm alacaklıları bağlayan özel İcra ve İflas Kanunu süreçleri ile bireysel yapılandırma sözleşmelerinin karıştırılmaması gerekir.
Teminatların Korunması ve Yenileme Hükümleri
Yapılandırma sözleşmesi hazırlanırken borcun yenilenmesi (tecdit) ile borcun sadece ödeme planının değiştirilmesi arasındaki hukuki ayrım, mevcut teminatların akıbetini doğrudan belirler. Eğer taraflar eski borcu tamamen ortadan kaldırıp yerine yeni bir borç ilişkisi kurmayı amaçlıyorsa, bu durum eski borca bağlı fer’i hakların, yani kefaletlerin ve rehinlerin sona ermesine yol açabilir. Sözleşme metninde, mevcut ipotek, rehin veya üçüncü kişi kefaletlerinin yeni ödeme planı süresince aynen devam edeceğine dair açık bir irade beyanı yer almalıdır.
Uygulamada, borçlunun teminat veren üçüncü kişilerden veya kefillerden, yapılandırma sözleşmesinin şartlarını bildiklerine ve bu şartlar altında sorumluluklarının devam ettiğine dair yazılı muvafakat almaları, ileride doğabilecek geçersizlik iddialarını engeller. Kefilin rızası alınmadan yapılan ve borç yükünü ağırlaştıran yapılandırmalar, kefalet sözleşmesinin geçersiz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle, sözleşme ekine kefillerin imzasını içeren bir onay belgesi eklenmesi, alacaklı tarafın teminatını koruması açısından kritik bir kontrol noktasıdır.
Muacceliyet Kayıtlarının İcra Edilebilirliği
Sözleşmeye eklenen muacceliyet hükümleri, borçlunun taksitlerden birini dahi aksatması durumunda tüm borcun derhal ödenmesini talep etme hakkını alacaklıya tanır. Bu hükmün icra edilebilir olması için, taksitlerin ödenme tarihleri ve ödeme yöntemleri (banka hesap numarası, açıklama kısmı gibi) hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tanımlanmalıdır. Belirsiz veya yoruma açık ödeme tarihleri, borçlunun temerrüde düşmediği savunmasını güçlendirebilir; bu yüzden “her ayın en geç beşinci günü mesai bitimine kadar” gibi kesin ifadeler tercih edilmelidir.
Alacaklı taraf, muacceliyet hükmünü işletmeden önce borçluya noter kanalıyla bir ihtarname göndererek ödeme için ek süre tanımayı tercih edebilir. Sözleşmede bu ihtarın zorunlu olup olmadığı açıkça belirtilmelidir; aksi takdirde alacaklı, taksit gecikmesi gerçekleştiği anda doğrudan icra takibine geçme hakkını kullanabilir. İcra takibi başlatılmış bir dosyada yapılandırma yapılıyorsa, sözleşmeye “taksitlerin aksatılması halinde alacaklının, icra dosyasındaki asıl alacak üzerinden takibe kaldığı yerden devam etme yetkisi olduğu” hükmü eklenerek, yeni bir dava açma külfetinden kaçınılabilir.
Sözleşmenin İspat Gücü ve Noter Tasdiki
Yapılandırma sözleşmeleri, taraflar arasında imzalanan adi yazılı belge niteliğinde olsa da, icra dairesi nezdinde yapılacak işlemlerde belgenin tarihinin ve imza sahiplerinin kesinliği önem taşır. Noter huzurunda düzenlenen veya imzası noter tarafından tasdik edilen sözleşmeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca kesin delil niteliği kazanır. Bu durum, borçlunun ileride sözleşmedeki imzayı inkar etmesini veya sözleşmenin tarihine itiraz etmesini hukuken imkansız hale getirir.
Noter tasdiki bulunmayan sözleşmelerde, borçlunun imza itirazında bulunması halinde alacaklının imzanın aidiyetini ispat etmesi gerekebilir. Özellikle yüksek tutarlı borç yapılandırmalarında, sözleşmenin noterden düzenleme şeklinde yapılması, alacaklıya icra takibini durdurma veya yeniden başlatma süreçlerinde büyük bir ispat kolaylığı sağlar. Ayrıca, sözleşmenin her sayfasının taraflarca paraflanması, metnin sonradan değiştirilmesini önleyen bir güvenlik önlemi olarak uygulanmalıdır.
Sık Sorulan Sorular
Yapılandırma sözleşmesi icra takibini kendiliğinden durdurur mu?
Hayır, sözleşmenin imzalanması icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Sözleşmenin icra dosyasına sunulması ve alacaklının takipten feragat etmesi veya takibin durdurulmasını talep etmesi gerekir.
Sözleşmeye uyulmazsa ne olur?
Sözleşmede yer alan muacceliyet maddesi uyarınca, borçlu taksitleri ödemediği takdirde alacaklı, yapılandırma öncesi borcun tamamını veya kalan kısmını derhal talep etme hakkına sahip olur.
Sözleşme için mahkemeye başvurmak zorunlu mu?
Hayır, taraflar arasında yapılan yapılandırma sözleşmesi özel hukuk sözleşmesidir; mahkeme onayı gerekmez. Ancak konkordato gibi özel İcra ve İflas Kanunu süreçleri mahkeme denetimine tabidir.
