Mahremiyet ve kişisel sağlık verilerinin korunması, hastanın tıbbi süreçteki temel haklarından biridir ve bu haklar Hasta Hakları Yönetmeliği ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) çerçevesinde düzenlenmiştir. Sağlık kuruluşları, hastanın sağlık verilerini gizli tutmakla yükümlüdür; bu veriler ancak hastanın açık rızası veya kanunda öngörülen istisnai haller mevcutsa üçüncü kişilerle paylaşılabilir. Aydınlatılmış onam süreci ile tıbbi uygulama kusuru birbirinden farklı kavramlar olup, mahremiyet ihlali durumunda başvurulacak merci, sağlık kuruluşunun kamu veya özel statüsüne göre değişiklik göstermektedir.
Aydınlatılmış Onam ve Tıbbi Uygulama Kusuru Arasındaki Farklar
Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahalenin riskleri, faydaları ve alternatifleri hakkında bilgilendirilerek özgür iradesiyle onay vermesi sürecidir. Bu süreç, hastanın kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkını korumaya yöneliktir ve işlemin tıbbi sonucundan bağımsız bir hukuki nitelik taşır.
Tıbbi uygulama kusuru (malpraktis) ise hekimin veya sağlık personelinin tıbbi standartlara aykırı davranması, teşhis veya tedavi aşamasında hata yapmasıdır. Aydınlatma eksikliği, işlemin sonucu başarılı olsa dahi hastanın bilgilendirilme hakkının ihlali olarak değerlendirilebilirken, malpraktis doğrudan müdahalenin hatalı icrasına odaklanır.
Kamu ve Özel Sağlık Kuruluşlarında Başvuru Süreçleri
İhlal durumunda izlenecek yol, sağlık kuruluşunun statüsüne göre farklılık gösterir. Kamu sağlık kuruluşlarında yaşanan bir mahremiyet ihlali durumunda, idari yargı alanı söz konusu olduğundan öncelikle ilgili hastanenin Hasta Hakları Birimi’ne veya SABİM hattına başvurulması önerilir.
Özel sağlık kuruluşlarında ise uyuşmazlıklar özel hukuk hükümlerine tabidir. Bu tür durumlarda genellikle Tüketici Mahkemeleri görevli olup, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Her iki durumda da ihlalin niteliğine göre tazminat veya ceza davası yolları gündeme gelebilir.
“Av. Mehmet Uğur BABUŞCU
Mahremiyet ihlali ile tıbbi uygulama kusuru, hukuki dayanakları ve ispat yöntemleri bakımından birbirinden ayrılan iki farklı süreçtir. Sağlık verilerinin korunması, hastanın temel kişilik hakları arasında yer alır ve bu verilerin izinsiz paylaşımı, hem idari hem de özel hukuk kapsamında yaptırımlara tabidir. Başvuru sürecinde sağlık kuruluşunun statüsünü doğru belirlemek, görevli merciin tespiti ve hak kaybının önlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Her somut olay, kendi özel şartları ve delil durumu çerçevesinde değerlendirilmelidir.”
Sağlık Verilerinin Korunmasında İstisnalar ve Erişim Hakkı

Sağlık verileri, kamu sağlığının korunması, tıbbi teşhis ve tedavi süreçlerinin yürütülmesi veya kanuni zorunluluklar gibi haller dışında hastanın açık rızası olmadan paylaşılamaz. Hasta, kendi sağlık kayıtlarını inceleme ve bu kayıtların bir suretini alma hakkına sahiptir.
İstatistiksel veya bilimsel amaçlarla kullanılan verilerin, kişiyle ilişkilendirilemeyecek şekilde anonimleştirilmesi zorunludur. Ayrıca 2025 yılı sonrasında yapılan düzenlemelerle, bakım veren kişi tanımı mevzuata girmiş; çocukların, engelli veya kısıtlı bireylerin sağlık verilerine erişim süreçleri daha belirgin kurallara bağlanmıştır.
Tıbbi Kayıtların Tutulması ve Veri İşleme Sınırları
Sağlık kuruluşları, hastanın tıbbi geçmişini, teşhislerini ve uygulanan tedavileri içeren kayıtları tutmakla yükümlüdür; ancak bu kayıtların tutulma amacı yalnızca tıbbi hizmetin sürekliliğini sağlamakla sınırlıdır. Veri işleme faaliyetlerinde ‘amaçla sınırlılık’ ilkesi gereği, sağlık verileri toplanma amacının dışında, örneğin pazarlama veya ticari faaliyetler için kullanılamaz. Hekimler ve sağlık personeli, hastanın sağlık verilerine yalnızca görevlerini yerine getirmeleri için gerekli olduğu ölçüde erişim sağlayabilir; bu erişim yetkisi, personelin görev tanımıyla doğrudan ilişkilidir.
Kayıtların dijital ortama aktarılması durumunda, sağlık kuruluşları verilerin güvenliğini sağlamak için teknik ve idari tedbirleri almakla yükümlüdür. Veri ihlali yaşanması halinde, kuruluşun KVKK kapsamında veri sorumlusu olarak sorumluluğu doğar. Hasta, kendi verilerinin hangi amaçla işlendiğini, kimlere aktarıldığını ve verilerin güncelliğini sorgulama hakkına sahiptir. Bu süreçte, sağlık kuruluşunun veri işleme envanterinde yer almayan bir amaçla verinin kullanıldığının tespiti, hukuka aykırı veri işleme teşkil eder.
Mahremiyet İhlalinde İspat Yükü ve Belgelendirme
Mahremiyetin ihlal edildiği iddiasıyla bir hukuki süreç başlatılacağı zaman, ihlalin gerçekleştiğine dair somut delillerin sunulması önem taşır. Hastanın sağlık verilerine yetkisiz bir kişinin eriştiği veya verilerin rıza dışı üçüncü kişilerle paylaşıldığı durumlarda, hastane kayıtları, dijital erişim logları ve varsa tanık beyanları temel delil niteliğindedir. İspat yükü, genel kural olarak iddiayı ileri süren tarafta olsa da, sağlık kuruluşunun veri güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususunda kuruluşun kayıtları belirleyici olur.
İhlal iddiasıyla başvuruda bulunacak kişilerin, öncelikle sağlık kuruluşunun veri koruma sorumlusuna veya ilgili birimine yazılı başvuruda bulunarak verilerin işlenme süreçlerine dair bilgi talep etmeleri süreci netleştirir. Bu başvuruya verilen yanıt veya yanıt verilmemesi durumu, ileride açılacak bir tazminat davasında veya Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na yapılacak şikayette temel dayanak oluşturur. Başvuru sırasında, ihlalin gerçekleştiği tarih, verinin türü ve ihlalin nasıl fark edildiği gibi detayların açıkça belirtilmesi, sürecin daha hızlı ilerlemesini sağlar.
Üçüncü Kişilerle Veri Paylaşımında Rıza ve İstisnalar
Sağlık verilerinin sigorta şirketleri, işverenler veya aile bireyleri ile paylaşılması, hastanın açık rızasına tabidir; ancak kanunlarda açıkça öngörülen hallerde bu rıza aranmaz. Örneğin, adli vakalarda kolluk kuvvetlerinin veya adli makamların talebi üzerine, kanuni zorunluluk gereği sağlık verileri paylaşılabilir. Bu tür paylaşımlarda, verinin sadece talep edilen kapsamla sınırlı tutulması ve gereğinden fazla bilginin aktarılmaması esastır. Hekimler, mesleki sır saklama yükümlülüğü ile kanuni bildirim yükümlülüğü arasında kaldıklarında, öncelikle mevzuatın öngördüğü sınırları esas almalıdır.
Aile bireylerinin hastanın sağlık verilerine erişimi, hastanın rızası veya hastanın kendi iradesini açıklayamayacak durumda olması halinde yasal temsilcinin onayı ile mümkündür. Hastanın reşit olması durumunda, ebeveynlerin dahi hastanın sağlık verilerine otomatik bir erişim hakkı bulunmaz. Bu ayrım, özellikle ergenlik dönemindeki hastaların mahremiyet haklarının korunması açısından kritik bir uygulama noktasıdır. Sağlık kuruluşları, rıza beyanlarını yazılı veya elektronik ortamda, hastanın neye onay verdiğini tam olarak anlayabileceği şekilde kayıt altına almalıdır.
Sık Sorulan Sorular
Sağlık verilerim izinsiz paylaşılırsa ne yapabilirim?
Hastanenin Hasta Hakları Birimi’ne başvurabilir, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’na şikayette bulunabilir ve uğradığınız zararın tazmini için dava açabilirsiniz.
Çocuğumun sağlık verilerine erişebilir miyim?
Evet, veli veya vasi sıfatıyla çocuğunuzun sağlık verilerine erişim hakkınız bulunmaktadır.
Hastaneler verilerimi anonimleştirebilir mi?
Evet, ancak anonimleştirme işlemi geri dönülemez olmalı ve sadece kanunda belirtilen bilimsel araştırma veya kamu sağlığı gibi amaçlarla yapılmalıdır.
