Tıbbi malpraktis dosyalarında hasta kayıtları, hekimin veya sağlık kuruluşunun tıbbi standartlara uygun davranıp davranmadığını belirleyen en temel delil niteliğindedir. Hekimin veya sağlık kuruluşunun, hastanın tanı ve tedavi sürecine ilişkin her türlü tıbbi evrakı eksiksiz ve usulüne uygun tutma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu kayıtların eksik, hatalı veya gerçeğe aykırı tutulması, ispat yükünün hekim veya sağlık kuruluşu aleyhine ağırlaşmasına yol açabilir.
Aydınlatılmış Onam ile Tıbbi Uygulama Kusurunun Ayrımı
Malpraktis dosyalarında aydınlatılmış onam ile tıbbi uygulama kusuru birbirinden farklı hukuki kavramlardır. Tıbbi uygulama kusuru, hekimin tıp biliminin güncel standartlarına aykırı davranması, özen yükümlülüğünü ihlal etmesi veya bilgisizlik sonucu hastaya zarar vermesidir. Burada hekimin özen borcu sorgulanır.
Aydınlatılmış onam ise hekimin, hastayı tedavi süreci, olası riskler ve alternatifler hakkında anlayabileceği şekilde bilgilendirmesi ve hastanın özgür iradesiyle onay almasıdır. Hekim, tıbbi müdahaleyi teknik olarak standartlara uygun gerçekleştirse dahi, hastayı olası riskler hakkında yeterince aydınlatmamışsa, aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmiş sayılabilir. Aydınlatılmış onamın alındığını ispat yükü hekim veya sağlık kuruluşundadır.
Kamu ve Özel Sağlık Kuruluşlarında Başvuru Farklılıkları
Malpraktis iddiasında izlenecek yol, sağlık kuruluşunun türüne göre kökten değişmektedir. Kamu hastanelerinde hekimler kamu görevlisi statüsünde olduğundan, dava doğrudan hekime değil, ilgili idareye karşı idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açılır. Bu süreçte dava açmadan önce idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.
Özel sağlık kuruluşlarında ise hasta ile hastane veya hekim arasında özel hukuk sözleşmesi bulunur. Bu durumda dava, tüketici mahkemelerinde veya görevli asliye hukuk mahkemelerinde açılır. Özel sağlık kuruluşlarına yönelik uyuşmazlıklarda dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulması dava şartıdır.
“Av. Mehmet Uğur BABUŞCU
Malpraktis dosyalarında ispat süreci, yalnızca tıbbi kayıtların varlığına değil, bu kayıtların içeriğinin tıbbi standartlarla uyumuna dayanır. Aydınlatılmış onam formlarının matbu bir evrak olmaktan öte, hastanın riskleri anladığını kanıtlayan bir süreç olduğunu unutmamak gerekir. Kamu ve özel sağlık kuruluşları arasındaki görevli merci farkı ve zorunlu arabuluculuk gibi usul kuralları, dosyanın başlangıç aşamasında doğru kurgulanması için hayati önem taşır. Delillerin hukuka uygun şekilde temin edilmesi ve saklanması, davanın seyri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.”
Malpraktis Dosyasında Kritik Deliller ve Belge Yönetimi

Bir malpraktis dosyasında iddiaları desteklemek için tıbbi belgelerin eksiksiz toplanması kritiktir. Aşağıdaki belgeler, müdahalenin zamanlamasını ve içeriğini kanıtlamak için temel teşkil eder:
- Hasta Dosyası: Poliklinik kayıtları, yatış ve çıkış özetleri ile hemşire gözlem notları.
- Ameliyat ve Anestezi Formları: Müdahalenin teknik detaylarını ve uygulanan prosedürleri gösterir.
- Aydınlatılmış Onam Formları: Sadece imza değil, risklerin anlatıldığını gösteren içerik denetimi için gereklidir.
- Tetkik ve Görüntüleme Sonuçları: Laboratuvar raporları, röntgen, MR ve tomografi gibi tanı hatası iddialarını destekleyen belgeler.
- Konsültasyon Kayıtları: Farklı branş hekimlerinin görüşlerini içeren belgeler.
Delillerin Hukuka Uygunluğu ve Saklanması
Tıbbi kayıtlar, hastanın kişisel verisi niteliğindedir. Hasta, vekili veya yasal temsilcisi, ilgili mevzuat uyarınca kendi tıbbi kayıtlarını inceleme ve bir suretini alma hakkına sahiptir. Kayıtların değiştirilmesi veya yok edilmesi, hekimin sorumluluğunu ağırlaştırabilir.
Delillerin mahkemeye sunulurken, kişisel verilerin korunması kapsamında anonimleştirilmesi veya sadece ilgili yargı mercine sunulması esastır. Her kötü sonuç malpraktis olarak değerlendirilmez; komplikasyon, tıbbi standartlara uygun müdahaleye rağmen gelişen, öngörülebilir ancak önlenemeyen durumları ifade eder.
Tıbbi Kayıtların Eksiksizliği ve İspat Yükünün Yönü
Tıbbi kayıtların tutulması, hekimin mesleki özen yükümlülüğünün bir parçasıdır ve bu kayıtlar, olası bir uyuşmazlıkta hekimin savunmasının temelini oluşturur. Kayıtların eksik, silik veya sonradan ekleme yapılmış izlenimi vermesi, mahkeme nezdinde hekimin tıbbi standartlara uygun hareket etmediğine dair bir karine oluşturabilir. Özellikle yoğun bakım veya acil servis gibi hızlı müdahale gerektiren alanlarda, hemşire gözlem notları ile hekimin epikriz raporları arasındaki uyumsuzluk, ispat yükünün hekim aleyhine ağırlaşmasına neden olan en önemli unsurdur.
Hekim veya sağlık kuruluşu, tıbbi müdahalenin her aşamasını kayıt altına almakla yükümlüdür; bu yükümlülük, sadece müdahale anını değil, müdahale öncesi hazırlık ve müdahale sonrası takip süreçlerini de kapsar. Eğer bir tetkik sonucu veya konsültasyon notu dosyada bulunmuyorsa, bu durumun hekimin kusuru olarak değerlendirilmesi ihtimali artar. Kayıtların tutulmaması veya eksik tutulması, hastanın iddialarını ispat etme sürecini kolaylaştırırken, sağlık profesyonelinin tıbbi standartlara uygun davrandığını kanıtlamasını zorlaştırır.
Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımında Tıbbi Standartların Rolü
Tıbbi malpraktis dosyalarında en sık karşılaşılan savunma, gelişen olumsuz sonucun bir komplikasyon olduğu yönündedir. Komplikasyon, tıp biliminin kabul ettiği tüm önlemler alınmasına rağmen, müdahalenin doğası gereği ortaya çıkabilen ve hekimin kusuruyla doğrudan bağlantılı olmayan istenmeyen sonuçları ifade eder. Bu ayrımın yapılabilmesi için, hekimin müdahale anında güncel tıp literatürüne ve kurumun tıbbi protokollerine uygun hareket edip etmediği, dosyadaki kayıtlar üzerinden bilirkişi incelemesiyle tespit edilir.
Hekimin kusurlu sayılabilmesi için, tıbbi müdahalenin standartlara aykırı olması ve bu aykırılığın hastadaki zararla illiyet bağı taşıması gerekir. Eğer hekim, komplikasyon riskini hastaya önceden bildirmiş ve müdahale sırasında gerekli tüm tıbbi özeni göstermişse, gelişen durumun komplikasyon olarak kabul edilmesi mümkündür. Ancak, hekimin müdahale sırasında standart dışı bir yöntem izlemesi veya komplikasyon gerçekleştikten sonra hastaya zamanında müdahale etmemesi, durumu komplikasyon kapsamından çıkararak malpraktis sorumluluğuna dönüştürebilir. Bu nedenle, müdahale sonrası hastanın takibine ilişkin kayıtlar, komplikasyonun yönetimi açısından hayati önem taşır.
Sağlık Verilerine Erişim ve KVKK Kapsamında Sınırlar
Hasta, kendi tıbbi kayıtlarına erişim hakkına sahip olsa da, bu verilerin üçüncü kişilerle paylaşımı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında sıkı kurallara tabidir. Bir malpraktis dosyasında delil olarak kullanılacak kayıtların, hastanın açık rızası veya yargı mercilerinin talebi olmaksızın sağlık kuruluşu dışına çıkarılması hukuka aykırılık teşkil edebilir. Hukuka uygun elde edilmeyen delillerin mahkemece hükme esas alınması mümkün değildir; bu nedenle, kayıtların temininde mutlaka resmi başvuru yolları veya mahkeme kanalıyla delil tespiti süreci tercih edilmelidir.
Sağlık kuruluşları, hasta verilerini saklamakla yükümlü oldukları süre boyunca bu verilerin güvenliğini sağlamak zorundadır. Kayıtların yetkisiz kişilerce değiştirilmesi veya imha edilmesi, sadece tazminat sorumluluğunu değil, aynı zamanda idari ve cezai yaptırımları da beraberinde getirebilir. Hasta veya vekili, kayıtların bir suretini talep ederken, verilerin bütünlüğünün bozulmadığından emin olmak için onaylı örnekleri talep etmelidir. Bu süreçte, verilerin anonimleştirilerek sunulması, özellikle tıbbi literatürde örnek olay olarak kullanılacak vakalar için zorunlu bir güvenlik önlemidir.
Sık Sorulan Sorular
Hasta dosyası nasıl temin edilir?
İlgili sağlık kuruluşuna yazılı dilekçe ile başvurarak, hasta hakları birimi üzerinden kayıtların bir sureti talep edilebilir.
Onam formu imzalamak her şeyi bitirir mi?
Hayır, aydınlatma yükümlülüğü sadece matbu bir formun imzalatılması değil, hastanın riskleri anlayıp onay vermesi sürecidir.
Zamanaşımı süresi nedir?
Özel hastanelerde kural olarak 5 yıl, kamu hastanelerinde ise idareye başvuru için olaydan itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıllık süreler söz konusudur.
